Hastalık Neden Oluyor? Bir İzmirli’nin Gözünden
Hayatımda, bir insanın hastalanma nedenleri üzerine düşündüğüm kadar hiç düşünmedim. İzmir’de 25 yaşında, neşeli, genellikle espri yapmayı seven biri olarak, çoğu zaman “Hastalık mı? O ne ya?” modundayım. Ama bir de bakıyorum, hastalıklar işte bir şekilde gelip beni buluyor, ne kadar kaçmaya çalışsam da! Bir an durup “Hastalık neden oluyor?” diye kendime soruyorum, belki de gerçekten de biraz fazla ciddiye alıyordur bu vücut bizi. Çünkü durup dururken boğazımda garip bir yanma, burnumda başlayan bir tıkanıklık, sırtımda başlayıp omuzlarıma yayılan bir ağrı bir bakmışım! Şimdi siz de diyorsunuz ki, “Aman ne olur İzmirli arkadaş, o kadar da dramatize etme! Ne var ki hastalıkta?”
Bence tam da burada başlıyor işin komik kısmı!
Genetik Miras mı, Yoksa Çevre Etkisi mi?
Bu soru sürekli kafamda dönüp duruyor. Gerçekten de hastalıkların temelinde genetik faktörler mi yatıyor? Hani şu “ya ben anneme çekmişim, o da annesinden almış” meselesi var ya, işte o! Ama sonra düşünüyorum; belki de bizim hastalıklarımız çevremizdeki kötü koşullardan kaynaklanıyordur. Hani şu başımızı soktuğumuz o şirin apartmanlarda, klima açıkken dışarıda 40 derece, bir yere giderken önden giydiğimiz ceket ile, “Günlerdir seni bekliyorum!” diye seslenen rüzgâr!
Bir de buna sürekli kışın yazlık giyinme hastalığımızı eklersek, hastalık bir şekilde kapıyı çalar, “Merhaba! Ben geldim!” der. Ne kadar soğuk, ne kadar sıcak! “Tamam, bunu giy, buna tüyleri karıştır, bu kafaya takma!” ama tüm bunlar bir şekilde hastalıkların yolunu açıyor.
Örneğin geçen gün, akşam arkadaşlarla buluştuk. Hepimiz aynı mekânda, aynı ortamda ama “ben hasta değilim, sadece biraz ağrım var” modunda takıldık. İki bira içmişim, iki kadeh şarap… Ve evet, ertesi sabah boğazımda bir yanma başladı.
Hastalıkla Tanıştığım O Sabah
Ertesi sabah uyandım. Aniden başım dönmeye başladı. Kendimi kaybetmeye başlamıştım. Üstüne bir de göğsümde sıkışma hissettim. O an, tam da o an düşündüm: “Yahu, bu hastalık bu kadar kolay mı oluyor? Daha dün gece, harika bir sohbetteydik!” Ama bir yandan da o iç sesim durmaksızın devam ediyordu: “Bunu hep sana söylüyorum ama dinlemiyorsun! İşte hastalık, bak geldim, geldim!”
Evet, hastalık bazen aniden gelir. Sabahın köründe, gözümü açarım ve “Hadi bakalım, yeni bir gün, yeni bir hastalık!” derim. İlk başta iş yerinde düşündüm: “Neden ben?” “Ağrıyan boğaz, burun tıkanıklığı… Benim en sevdiğim şeydi bunlar!” Kafamda dönen düşünceler arasında kahvemi yudumlarken fark ettim: Bu hastalık, iş yerindeki o mikrop kültüründen başlamıştı.
Arkadaşlar ve Mikroplar: Kim Kimin Dostu?
İzmir’de yaşamanın güzelliklerinden biri, ne kadar sıcak olursa olsun bir kafede, sahilde ya da çarşıda kafelerde bir araya gelmektir. Hele ki arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde, sohbetlerin ne kadar derinleştiğini görmek inanılmazdır. Ama işte hastalık, o zamanların yeni misafiri olur! Geçen hafta iş yerinden arkadaşım Efe’yle buluştum. O sırada bir yandan tatlı yiyorduk, diğer yandan da nasıl hasta olmadığımızı düşünüyorduk.
Efe: “Bana sormadın ama, bu kadar hasta olurken nasıl hayatta kaldık biz ya?”
Ben: “Abi, biz de aslında hastalıklara karşı immünüz. Ama sadece bir süreliğine…”
Efe: “Anlamadım, bu senin kendi superpower’ını mı anlatıyor?”
Ben: “Evet, kesinlikle. Ama işin komik tarafı şu: Gerçekten hasta olan biriyle temas etmedikçe bu güç işlemiyor.”
İşte burada da hastalıkların bir tür sosyal bağlamda da yayıldığını fark ettim. Birbirimize bulaştırmadan önce, kahkahalarla gülüp eğlenmek için mikropların peşinden gittiğimiz bir ortamda hastalık yayılmaya başlıyor.
O Kadar Akıllıyız Ama Neden Hasta Oluyoruz?
Bir de hastalıklarla ilgili düşündüğümde kafamı kurcalayan bir başka şey var: Neden bu kadar gelişmiş bir çağda, bilim bu kadar ilerlemişken hala basit bir soğuk algınlığına yakalanıyoruz? Herkesin bir araya gelip, “O kadar teknolojimiz var, ama soğuk algınlığına nasıl yakalanıyoruz?” diye düşündüğü anlardan birindeyim.
Hani bizim zekâlı insan tipi var ya, “Bir şeyin nasıl olacağını hesaplayıp ona göre hareket ederim” diyen. İyi de ben de o hesaplamayı yapıyorum, gerçekten! Ama hastalık, her zaman bir adım önde. Bir bakıyorsun, sabahları dikkatle sağlıklı olabilmek için yeşil smoothie içiyorsun, akşam olduğunda ise tak diye boğazın sızlamaya başlıyor. Bazen öyle anlar olur ki, her şeyi doğru yapıyormuş gibi hissedersin. “Bu hayatı ne güzel yaşıyorum,” derken, “Yoksa hastalıklar beni mi deniyor?” diye de düşünmeye başlarsın.
Hastalıkların Tanrılarına Şükürler
Sonuç olarak, hastalıkların kökenine dair düşündükçe bir şeyi fark ediyorum: Aslında bizim de hastalıklarımızla bir şekilde tanışmamız gerekiyor. Bazen gerçekten de sıkıldığınızda, bir hastalık sizi yatakta dinlendirmeye başlar. Ve o dinlenmenin verdiği huzurdan sonra hastalıklar, bize “Bir sonraki sefere kadar” diyerek geri çekilirler.
Geriye tek bir soru kalıyor: “Hastalıklar neden oluyor?” Cevap basit: Çünkü biz insanız, hayat çok hızlı ve kimse her zaman sağlıklı kalamaz. Ama hastalıkların bazen de gerçekten ihtiyacımız olan bir şey olduğunu da unutmayalım. Her ne kadar bu hastalıkları sevmesek de, onlar hayatın bir parçası. Ve bazen yaşadığımız küçük aksilikler, büyük öğretilere dönüşüyor. Bize sadece şunu hatırlatıyorlar: Her şeyin bir dengesi var, bu dengeyi bulmak ise bazen hasta olmayı gerektirebilir.
En azından bir dahaki sefere grip oldum diye şikâyet etmeden önce, iç sesimi dinleyip, “Buna da şükür” demeyi unutmayacağım!